Recap #80
Haftanın kapakları: Vogue, ELLE, GQ, Esquire, Vanity Fair, Taylor Swift, Jennifer Lopez
Başlamadan önce; haftanın şarkısı:
Will you remember me, boy? Remember me loving you
Z jenerasyonunun başarısız olduğu/ yüzümüzü kara çıkardığı noktalardan bir diğeri Sophie Ellis Bextor’ı yeni 10 yıllara taşıyamamak oldu. Groovejet - greatest dance song ever - 25. yaşını kutladı bu hafta. Şerefine!!!!
Bu hafta internetteki en güzel şey
Arşiv account’larının kölesi değilim. Ama Prada, Calvin Klein ve J.Crew paylaşan hesapların mistik bir güzelliği var. Gerçekte var olmamış bir zaman diliminden çok güzel kıyafetler, stiller ve fotoğraflarmış gibi. J.Crew 80 ve 90’larda hazırladığı lookbook ve kataloglarla bugün internetin favorilerinden ve marka da bunun o kadar farkında ki… Yeni Vans collab’ini 1996’da Maine’de ya da Gwyneth Paltrow’un yasak aşkını doyasıya yaşayabilmesi için Brooklyn’de kaçtığı sanatçı stüdyosundaymışız gibi fotoğraflamışlar…




Mavi overshirt’lü bisiklet look’unda her şeyin fazla arzulanabilir/ taklit edilebilir oluşu ve Bill Cuningham referansı… Chef’s kiss…
Random
Bu haftayı yılın geri kalanı için bir hatırlatma olarak alın ve asla bir “fandom” üyesiyle çene yarıştırmamanız gereketiğini ezberleyin. Ariana Grande, Taylor Swift, Selena Gomez ya da BTS…Deveye hendek atlatmak her zaman için daha kolay olacaktır. Bunu dedikten sonra… Taylor Swift’in 3 Ekim’de çıkacak yeni albümünün promo fotoğrafları Mert&Marcus imzalı. Reputation’dan sonra üçü yine 2018’deki British Vogue kapağı için birlikteydi ve bu uzun bir aradan sonraki ilk toplaşmaları. (Aynı şey Mert Marcus için de geçerli, ikili eskisi kadar sık birlikte değiller.)
swfit kapağındaki grafik art direction'a bayıldım bu arada. sözcüklerin dağılımı... The Life of A Showgirl’de Swift, daha önce Kylie Minogue ya da geçen yıl Pamela Anderson’ın yapabildiği gibi showgirl kimliğini etiyle kemiğiye yaşamıyor, bir kostümü üzerine geçirmiş gibi -sakil- duruyor. Kısacası SHE IS NOT GIVING! Fotoğrafları görünce dans etmek istemiyorsunuz, uyarılmak istemiyorsunuz… Pandemide “herkes evinde ne yapıyor” temalı fotoğraflarda Anna Wintour’un Hamptons’daki yazlığının arka bahçesinde koştuğunu gösteren fotoğraflar gibi, insanı spordan soğutan cinsten… Ya da THE GREAT Carrie Bradshaw’un dediği gibi zsa zsa zu’su eksik bir kız!
Geçen hafta kaçınmıştım ve bu konuya girmek istemiyordun ama Jennifer Lopez’in Chanel mağazasından “pardon törkiş luxury retail” dilinde konuşacak olursam Chanel butiğinden geri çevrilmesi The Cut’a bile konu olunca en azından şunu yazayım dedim: Yalnız bu İstanbul’daki herhangi bir Chanel butiğinin başına gelen en utanç verici şey değil. Only the real ones will remember ama Nişo’daki Chanel’lerin sahte olduklarını hatırlayanlar kaleye mum diksin (ya da kalemundiksi).
Hepimizin izlerken sonuna kadar savunduğu bir televizyon dizisi vardır. Lost’in finali, Daenerys’in out of context dönüştüğü kişilik. O kadar seviyoruzdur ki körü körüne savunmak için çaba sarf ediyoruzdur. And Just Like That de böyleydi — ama bununla sınırlı değildi. Koca bir SATC fanı hate-watch maratonuna çevirdi AJLT’i. Genel kanı şu şekildeydi - her ne kadar kötü olsa da izleyeceğiz. Ama final bölümü -her şeyden önce- kendimize duyduğumuz saygıdan asla vaz geçmememiz gerektiğini hatırlattı. Hiç kimse ve hiçbir şey sonsuz krediyi hak etmiyor sanırım. Bir daha karşılaşmayacağımız karakterlere öyle ya da böyle bir son vermek yerine Miranda’nın tuvaletten çıkan bokları temizlemesini izlememiz… BOK GİBİ BİR BÖLÜMDÜ EVET! Hani kimse mi okuma provalarında BİZ NE YAPIYORUZ demedi. Bir sonraki sezonun geleceğine herkes emindi herhalde???
Bir anda herkesin neden aynı Avrupa şehrinde olduğunu anlıyorsunuz. Ya da geçen kış şaşırtıcı derecede bu nokta Tokyo’ydu mesela. Belli ki herkes aynı kampanya döneminde bilet almış, ama konu Yunan adası olunca trend nasıl belirleniyor merak ediyorum? Bir ara herkes Simi’deydi, sonra Zakynthos’ta… Sırasını net hatırlamıyorum, bu yılın hip adası Milos… Neden?
Flip flop’lar Sonbahar/Kış 2022 sezonundaki hiç kimsenin geleceğini önceden kestiremediği beyaz atlet trendi gibi. Hani aslında bir sonraki mevsime ait koleksiyondaydılar, ama tam yaz öncesi olduğu için her tarafta beyaz atlet vardı. Flip flop’lar da öyle, normalde gelecek yaz görmemiz gerekiyordu her tarafta…
Greta Gerwig, Narnia için sette. Sette giydiği kıyafetleri custom Prada! Instagram’da Director Fits hesabını yönetenler için güzel zamanlar… Setten sızan bu fotoğraf ve marka adının sebebi, fashion aficionado kişilerin heyecanı mı? Yoksa marka/reklam/pr çalışmalarının yeni bir kolu mu? Bekleyip göreceğiz.
Varlığından haberdar olsanız da favori “yaratıcınızdan” bir şeyleri kötü günler için kıyıda köşede saklamalısınız. Okumadığınız bir Murakami ya da Biberyan kitabı gibi, 90’lardan Sofia Coppola’nın çeşitli Vogue edisyonları için modellik yaptığı hikayeler ya da bir Eric Rohmer filmi gibi… Conte d’été benim için onlardan biriydi. OG “yaz flörtü” hikayesi, ama ortada WhatsApp mavi tikleri ya da Instagram story’leri yok; onun yerine bakışlar, tekne gezileri ve kafelerde overthink’lemek var. Situationship bile olamadan kurulan ilişkiler, güneşin altında parlayan plajlar, çizgili tişörtler, bronzlaşma izleri ve “acaba o beni seviyor mu?” diye düşünmek için fazlasıyla boş zaman. Hayat bazen bir Fransız filminde yaşayınca güzelmiş gibi, dert ve tasa bile insanın gözüne yeni sezon Prada ayakkabı gibi geliyor. Çirkin olabilir, ama bu arzulanabilir olmayacağı anlamına gelmiyor yani demek istiyorum.
Ama tüm bunların dışında bu Rohmer filmi, tam bir “menswear inspo” hikayesi. Keten şortlar ve beyaz tişörtler, beyaz jean’ler içine sıkıştırılan tiril tiril siyah trikolar ve karakterimizin yanından ayırmadığı siyah tote bag’i.
Haftanın kapakları
Vogue
[American Vogue’un eylül sayısı] mitleştirildiğinden yılın en önemli sayısı ve kapağı yayınlanmadan eylülün geldiğine inanmayacakmışım gibi. BlackPink, “THE” september issue’yı cover’layabilir mi gibi yalapşap bir düşünceyi yüksek sesle dile getirme cürrettinin ardından Louis Vuitton kampanyasını ve Emma Stone’un Jerskin Fendrix video’su için Yorgos Lanthimos tarafından yönetildiğini gördükten sonra ulan acaba Emma Stone olabilir mi pop up penceresinin gözümün önünde belirdiğini aktarmak istiyorum, ama kanıtlayamam.
Önce hisler ve düşünceler: Baktıkça daha çok ısınıyorum ve gittikçe de instant classic olarak akıllarda yer edineceğini düşünüyorum. Bundan yedi yıl sonra “hani Emma Stone’un kapağa çıktığı eylül” derken görebiliyorum kendimi. Ama ilk gördüğüm anda “eylül için ne kadar ışıksız ve sıkıcı” dediğimi de söyleyeyim. Ayrıca masa üzerinde print halinin çok daha güzel duracağına eminim.
Stüdyo fondan ne kadar haz etmediğimi papağan gibi tekrarlıyorum. Üstelik bu çekimde Avignon’dalar. Louis Vuitton Cruise 26 şovunu da orada düzenlemişti ve Emma Stone da konuklar arasındaydı. Kapağı çeken kişi Jamie Hawkesworth, -yine Vogue USA için- Saiorse Ronan ve Eryhkah Badu kapaklarında güzel ışıkta harikalar yaratmıştı. Burada da iç karelerde gördüğümüz çatıda ya da avluda bir şeyler çıkmaz mıydı diye düşünmeden edemedim.
Kapak satın alınırken Nicolas Ghesquière’nin stylist seçiminde Grace Coddington olarak şart koştuğuna eminim. İkisi BFF!
Gülen yüz, dağınık saçlar, jean ve siyah üst formülü sebebiyle ister istemez Anna’nın ilk Vogue kapağı benzetmesi yapılıyor. “O gün” geldiğinde ve Anna’nın semi-veda sayısıyla karşılaştığımızda görmek istediğim şey yeni bir trend, bakış açısı ya da yüz. Anna bir şeyi “yeniden” yapmak istiyorsa somut bir formülü değil, bir hissi tekrarlamasını isterim. Bu arada Page Six’e göre de Chloe Malle Vogue’un yeni yayın yönetmeni - editöryal direktörü kesinlikle! Evet Louis Malle ve Candice Bergen kızı.
Gelelim trivia’lar ve beni esas üzen noktalar vs vs.
İster istemez bu karşılaştırmayı yapacağım. Jennifer Lawrence ve Emma Stone: Meslektaş, arkadaş, aynı jenerasyonun yolunda ilerleyen iki aşırı başarılı ve çok güzel kadın. Lawrence dergi kapaklarında hep 1-0 önde (Olsun EMMA’NIN İKİ OSCAR’I VAR). 5 Vanity Vair kapağının karşısında Emma’nın sadece 1. Bu ayla birlikte Vogue kapaklarında durum eşitlendi. J-Law the girl next door enerjisiyle sarı saçlarının ekmeğini yerken, Emma hep alterno-W Magazine kapaklarında. Jennifer’ın Vogue’da iki eylülü bulunuyor. Üstelik biri 125. yıl özel sayısı ve dört kapak, kapaklardan birinde sanatçı John Currin J-Law’u resmetmişti. Jennifer ve Emma yakın arkadaşlar, fazla yakın. Bu fikir de hep çok hoşuma gidiyor. Lawrence da zaten Jason Gay’in yazdığı yazıya maille katkıda bulunmuş.
Bu Emma’nın ilk proper kapağı- eylül olduğunu düşünecek olursak. Louis Vuitton tarafından satın alındığı belli. Zira bütün hikaye boyunca Vuitton içinde ve fotoğraflarda ona Ghesquière eşlik ediyor. Ufak ama önemli bir dipnot: Geçen ayın Anna Hathaway kapağında ve ona eşlik eden hikayede de sadece Givenchy vardı. Her ikisi de LVMH markası. İki önemli sayı. Ağustos ara bir yaz sayısı gibi durabilir, ama explain to me in fashion terms diyecek olursanız sonbahar dolabına ilk bakış. Yani koca bir sezon survey’i olmak yerine tek bir marka. Böyle kapak ve ona eşlik eden sayfaları satın almak major dergilerin, önemsiz edisyonlarında yapılan bir hamleymiş gibi gelirdi. (Ya da celeb güçlerinden dolayı Güney Kore’de) son kalemiz de yıkılmış gibi hissediyorum.
Emma Stone en son 2016’da kapak olmuş. Stone’un ilk Vogue kapağı henüz 23 yaşındayken. Spider Man yazında. Gariptir kapağı gözümde canlanmıyordu, ancak zigzag’lı Prada takımını asla unutamıyorum. Spider Man’de oynayan Kirsten Dunst ve Zendaya’nın da ilk Vogue kapakları Spider Man kızı olarak.
Bu kez Emma için atılan başlık: The weird and wonderful world of ES. Düşününce öyle değil mi? Her ikisini de yapabiliyor, I mean, La La Land’i de Poor Things’i de…
British Vogue
“Tamam kesin kararımı verdim, Chioma’nın British Vogue’unu seviyorum ben” dedi çocuk epey rüzgarlı bir Ağustos akşamüzerinde yolda adımlarını hızlı hızlı atarken ekranına düşen kapağı göz ucuyla gördüğü sırada. Chioma her seferinde sizi şaşırtmakla kalmıyor, “bir sonraki ay kimi kapak yapacak?” sorusunun cevabını asla bilmiyorsunuz. Her şey beklenmedik. Başta dağınık gelen vizyonu artık kendi yolunu buldu gibi. Kapakları - daha doğrusu kapak isimleri - hava atmak için değil. Doğru insan, doğru zaman… Zendaya, FKA, SZA, Tyla, Billie Eilish, Doechii, Dua, Bella Ramsey, Bella Hadid, Florence Pugh, Saoirse Ronan, Jenner, Zellweger ve Michaela Coel!
Biri ilk gösterimini TIFF’te yapacak bir Soderbergh filmi The Christophers, diğeri Anna Hathaway’le başrolünü paylaştığı ve vizyon tarihi sürekli değişen Mother Mary sebebiyle kapakta.
Şaşırtıcı olan sadece Michaela’yı görmek değil, Michaela’yı Alaïa içinde görmek de… Koleksiyon “Modern Venus” başlığını taşıyordu. Yüzü çevreleyen bu kapüşonvari formlar portre resimlerin çerçevesi gibi, kapak look’u olarak özellikle bu kıyafetin seçilmesi VİZYON BE! Kapağı style eden kişi Nell Kalonji. Yeni fav’larımdan. Geçen kışki Saoirse kapağının arkasındaki isim ve bahar sayılarından birinde Jorja Smith’i giydiren kişi. Another ve Dazed gibi yayınlardan mezun… Beklenmedik marka/modaevlerinden beklenmedik ürünleri seçebilme marifeti var.
We’re off to see a play. Michaela has asked to see Lynn Nottage’s Intimate Apparel at Donmar Warehouse. It features Orange Is the New Black’s Samira Wiley in the lead role and Kadiff Kirwan, a friend of Michaela’s.
Oyuncuların kapak röportajı için tiyatro oyunu izlemeye gitme fetişi NEDEN…
GQ
Hani Lady GaGa’nın araştırmak istediği Beyaz Saray baskını vardı ya, oraya katılan tipler! Diyeceklerim bu kadar…



Bir keresinde, Bong joon ho, Oscar’lar için “lokal” ödül töreni deyince film twitter’ın ve popi sinefillerin bir kısmı ayağa kalkmıştı. Düşününce öyle. Ama Amerikan kültürüne ait her şey öyle bir PR’lanıyor ki siz oturduğunuz yerden ülkeden çıkan her şeyin global bir değeri olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. Lady GaGa’nın, Beyoncé’nin turladığı Amerikan köylerindeki fanlarından daha fazlasının Avrupa metropollerinde olduğuna eminim, ama onlar yeni bir ülkeyi ve civardan gelecek fanlarını mutlu etmek yerine kendi memleketlerini karış karış geziyorlar.
Şimdi bu kadar tantanayı neden yaptım. Böylesine güzel bir ayda, dünyada olup biten onlarca şey varken alelade bir futbol oyuncusunun kapak olması... GQ’nun epey mass’e oynadığı bir an. Bizim için sadece Taylor Swift’in erkek arkadaşı Travis Kelce, ama 50 eyalete soracak olursanız ülkenin en önemli adamlarından. Her şey popüler kültürün bir parçası olduğundan GQ okuru bunu kabul edebilir, ama YANİ. Ki zaten arada bir NFL yıldızlarına adadıkları sayılar da olmuyor değil ama, işte dünyaya hükmettiği yalanıyla bizi kandırdıkarı için sizin için de relevant olan bir insanın kapakta olmasını bekliyorsunuz.
[Bir taraftan da, bundan 12, 13 yıl önce Men’s Health’te çalışırken kapaklarımızdan biri Alex de Souza olmuştu ve ortalık epey yıkılmıştı. Futbol mlsf :SS:s kitlelerin afyonu.]
Law Roach stylingiyle gerçekleşen Kelce’nin kapak hikayesi ter ve ***** kokuyor, (derogatory). hani bol r’li yazılan errrrrrkek hikayesi. kelce, köyünde timsahlarla, yılanlarla, ormanda çıplak. Tüm bu sırada GQ tek bildiği, en iyi bildiği şeyi yapıyor. BİR ERKEĞİ SUYUN İÇİNE SOKARAK FOTOĞRAFLAMAK.
Tüm bu hengame arasında beni en çok üzense bu hikayenin Ryan McGinley tarafından fotoğraflanmış olması… McGinley yıllar önce Brad Pitt’i Amerika’nın doğal parklarında gözleri yaşlı kameraya almıştı (yine gq için) ve bence kendi stilini çok iyi yansıtıyordu, 2012-2013 gibi şu başta olmak üzere rotasyonda birkaç karesini desktop fotom olarak kullanırken Kelce hikayesinin ona ait olması epey üzdü. Carefree, bağımsız ve indie bir Amerika’ydı onunkisi, Gus van Sant hikayesi gibi. Kelce ne alaka?
Sosyal medyanın ötesinde tanınırlığından şüpheli olduğum -ama bir taraftan da print yayınlar bile içeriklerini Instagram için hazırlarken- Hasan Piker ise sayının esas yıldızı. GQ’nun biraz daha cesaret gösterip onu kapak yapmasını isterdim
Esquire
Holivud ve Holivud erkekleri ikiye ayrılmış durumda. Boomer davranışlara sahip olsalar da yakışıklılıkları sebebiyle cancel edilmekten kurtulan X kuşağı yıldızlar Brad ve Leo; diğer tarafta Austin Butler, Timothée Chalamet, Jacob Elordi ve Paul Mescal.
GQ’nun arka arkaya iki -solo- çirkin Brad Pitt kapağından sonra sırada Leonardo DiCaprio ve Esquire var. insanı kapak hakkında kötü konuşmak zorunda bıraktığı için utandıran Paul Thomas Anderson fotoğrafları çekmiş. Anlam veremediğim bir banallik ve sıkıcılıkla. Ona verilen direction böyle miydi, directon gone wrong mu? yoksa kendi kreatif seçimi böyle miydi? Biraz vakit harcayarak Getty’den bulacağınız doğru imaj ve doğru grafik tasarımla konuyu tasasız yoldan çözebilirdiniz.


Erkekler Los Angeles ya da Holivud dışında da böyle giyiniyor mu? sorusunu bir dakikalığına kenara bırakalım, genelde iyi, arada kötü (bknz bu ayki kapakları) GQ’nun modasal anlamda bir statement’ı oluyor. Oysa bu Leo kapağında o da yok. Evet anlıyorum, klasik ve zamansız Holivud glam yapılmaya çalışılmış ama… Kendi stilini korkunç bir şekilde apaçi ve sıkıcı bulduğum, kırmızı halı ve press fotolarında ünlülerini temiz ama oyunsuz ve ışıksız ve pek de fashion forward giydirmeyen Warren Alfie Baker da styling’den sorumlu.
Ayrıca mavericks, jaggernauts gibi sözcüklerin havalı türkçe karşılıkları olmaması…
Vanity Fair
İki saniyede okuyucunun, dergiyi satın alacak kişinin dikkatini yakalamalısınız gibi bir teori vardı. Bu gerçekse, ki aksi neden olsun, Vanity Fair bu sayıda sınıfta kaldı. Jennifer Aniston, Alessandro Michele’nin Valentino’su içinde - bugünlerde kim neden Valentino giymek ister ki?- sırtı size dönük, sönük renkler. Kapak hakkındaki en iyi şeyin, ki o da işte sönük bir iş ortaya çıkaran Paul Cavaco olması. 90’lardan Bazaar ve Vogue’tan bir ikon. Onu book’lamak kimin aklına gelmiş…
Vanity Fair’in bu sayısı herhangi bir yayın yönetmenine ait olmadan çıktı. Radhika’nın son sayısında Pedro Pascal vardı, Mark Guiducci’nin ilk sayısını ne zaman göreceğimiz ise henüz belli değil.
ELLE USA
Rosalía, gerçek hayatta ya da dergi kapaklarında daima Pedro Almodovar’ın karakterlerinden biri gibi. Motomami era’sı, La mala Educación bu ELLE kapağı ise Mujeres al borde de un ataque de nervios filmindeki renk patlamaları ve dramatik jestleri çağrıştırıyor. Trajik ve satüre…


Nina Garcia, Rosalía’yı seviyor. Bu ikinci ELLE kapağı ve her ikisinde de elinde bir adet çiçek. hikayeyi okumak isterseniz…
we start our conversation inside Pècora, a chic, minimalist coffee shop in the seaside neighborhood of Poblenou that has opened just for us. Rosalía is sitting with her back to the windows—so that potential customers would squint at the Closed sign and overlook the country’s most game-changing pop star on the other side of the glass.
Sotheby’s
Kristina O’Neill, Wall Street Journal Magazine’den kovulduktan sonra Sotheby’s dergisini yapmaya başladı. Benzer dönemlerde Instyle’dan gönderilen Laura Brown’la ortaklaşa kaleme aldıkları All The Cool Girls Get Fired bu ekimde piyasada, epey heyecanlıyım bunun için.
New Yorker diliyle konuşacak olursak: 945 Madison Avenue ya da Breuer Building!
Whitney 1960’larda daha geniş bir müze alanına sahip olabilmek adına Upper East Side’a gelir ve 2015’te bu kez de Meatpacking District’e, Renzo Piano’ya inşa ettirdikleri yapıya taşınana kadar da orada kalır. 60’lardan bugüne sanat dünyasının ruh halini özetleyen bu zaman kapsülü binadan müze gittikten sonra Sotheby’s’e 100 milyon dolara satılmış. Herzog & de Meuron restorasyonundan geçen “Breuer” 8 Kasım’da kapılarını açacak. Bu kapak da binanın tarihini, restorasyon sürecini anlatıyor. Kristina’nın post’unun altına bakacak olursak New Yorkerlar epey heyecanlı.
O sırada Karaköy’ü dönüştürmek isteyen İstanbul sanat piyasası sekiz senenin ardından semti terk ederek lüks otomobilli koleksiyonerler dışında kimse için ergonomik olmayan Piyalepaşa’ya taşındı. Bu şehirde hiçbir şeyin belleği yok.
Haftanın Fotoğrafı
Bu hafta Love kapağındaki Cara ya da Kate Moss’tan ilhamla küvet içine girip poz veren tek kişi Taylor Swift değildi. Hasan “abi” Molly Matalon fotoğraflarıyla, GQ için…
Teşekkür ederim, gelecek hafta görüşmek üzere!