Recap #88
Gwyneth Paltrow, Charli xcx, Hermes, Moncler, Substack, Academy Gala
Bir, iki şey kafamı kurcalıyor son birkaç gündür
1- Ocean Vuong’un daha Fashion Neurosis’in ilk dakikalarında
we look to the past to see what we can bring into the future
demesi ve ikinci el kıyafet satın almakla, hayatına iz bırakanları yazıya dökme çabasını eş bulması. bir şeylere can vermeye çalıştığından bahsediyor. [ayrıca quote’ladığım cümle, bütün o tasarımcı debut’larında arşive girme meselesine de dokunuyor sanırım.] yeri gelmişken ocean vuong’a yöneltilen online-nefretten de hiç hoşlanmıyorum ve yazdıklarını, dilini değerli buluyorum.
2- Tame Impala’nın sosyal anksiyetesi olanlar için yaptığı yeni -dans- albümü Deadbeat sonuna geldi, No Reply Charli xcx- Lorde karşılaşmasından bu yana duyduğum en sahici sözlere sahip.
I apologise for the no reply
Wish I could describe what goes on inside
Get these butterflies, man, they make me tired
I was so uptight and preoccupied
That I did not ask you about your life
And the things you like, how you spend your nights
And your nine-to-five, are you that surprised?
İyi hafta sonları!
Bu karenin yaydığı enerji ve sevinç -moda dergilerinde- pek görmeye alışık olmadığımız bir hissi tanımlıyor. Ama elimize daha Kasımı almadan Vogue’un Aralık sayısındaki konu internete servis edildi. Her şey iki haftadır tek konuştuğumuz konu olan Chanel sebebiyle algoritmayı beslemek/ondan nemalanmak. Hiçbir fikrin, hissin, düşüncenin biraz dallanıp budaklanması için vakit vermiyor internet. Bir sindirseydik keşke.
Rafael Pavarotti ve Amanda Harlech ortaklığındaki kareler herkese farklı şey anımsatı, 80’lerin reklam kampanyaları diyen var, yine vogue için Steven Meisel’in çektiği Chanel koleksiyonu diyen de (ki obvious referans)… ama bir de şu:
Tom Ford 2010’da altı yıl aradan sonra kendi markasıyla kadınlar için de tasarlamaya dönünce ve ilk defilesini telefonsuz ve kamerasız ufak bir kitleye yapınca Vogue aralık sayısında koleksiyona yer vermişti, yine Meisel kadrajından. [Ve bugünden bakınca Karen Elson’ın üzerindeki elbisenin pembesini Haider de kendi yorumuyla Ford için tasarladı.]
O zaman 49 ve çok yakışıklı olan (hâlâ) Tom Ford’un çekime eşlik eden hikayede Sarah Mower’a dedikleri. Ne diyeyim sözünün eri biri.
Once, he told me his greatest fear was having his name on his own label, because when he was an old man, he couldn’t bear the thought of driving past a store with his name on it and hating everything in it because he’d lost control (that was always Ford’s dark and chilling side, that terrifying habit of mentally rushing forward past life to death). “And now I don’t care!” he exclaims. “The day I don’t love to do it, I’ll sell it. Because we’re all only here for a little while, and nothing we do or make has any permanence at all. I care now because I’m doing it. I want to be proud of what I do. Which may be ten or 20 years; who knows?
Haftanın kapakları
Gwyneth Paltrow, British Vogue kapağında. Chioma bir kez daha şaşırttı. En sevdiğim yanı bir sonraki hamlelerinin ne olduğunu bilmediğim dergiler. Kapak fotoğrafı şahane, derginin ismini ve spotları çıkarın, Art Basel’de milyarlarca dolara satılabilecek random bir portre. High art değil, ama zengin insanların bayılacağı türden bir sanat da diyebiliriz. Fotoğraf çekiminin güçlü özelliği birbirinden kopuk gibi duran karelerin hepsinin de Gwyneth’in farklı bir yanını portrelemesi. Goop kadını, mutfakta, anne, yoga yapıyor, sinema yıldızı yatakta dinleniyor, girişimci vs vs… Paltrow pop starların era dediğimiz kültürünü kendi celebrity hayatına uyguluyor ve bu yeterince takdir görmüyor sanki. + Vuitton koleksiyonundan en sevdiğim kıyafet şu bowieesque elbiseydi. yeterince dergiler tarafından fotoğraflanmadığını düşünürken geldi.
Mia Goth, ELLE kapağında. Çekimde en sevdiğim şey styling. Masaslı (ama bunu toz pembe yerden demiyorum. oral-story telling’e katkı sağlayan karanlık efsane masallar) couture ya da couture gibi kıyfateler seçilmesi ve tek bir karede Dior ve Saint Laurent gibi iki powehouse markanın Tiffany ve Mickey Mouse tişörtüyle tamamlanması….] Fotoğrafçısı Willy Vanderperre. Herhnagi bir ELLE kapağı çekmiş olmasını garip bulsam da dünya olarak Frankenstein’ı promote eden Mia karakterine inanılmaz uyuyor. Soğuk, melankolik, minimal ve sert.
she found herself fabricating stories about her background, telling classmates that her mom was a brain surgeon or that she was a descendant of Vincent van Gogh. She’d pore over IKEA catalogs, selecting bedrooms and kitchens to fill the homes of fictional characters she created in her mind—“alter egos,” she calls them—to cope with the reality of her childhood.
Ha bir de şu var. Goth’un kocası Shia LaBeouf. FKA Twigs daha önce Shia’nın cinsel saldırılarından ve hayatını nasıl etkilediğinden ELLE kapağında bahsetmişti. Goth ise yazısında Shia hakkında konuşmak istemediğini söylüyor.



Tabii ki LESLIE ZHANG!!!! Masal demişken W Magazine China’nın Snow White hikayesi giyilebilir kıyafetler gördüğümüz podyum ve bunun dergilerdeki yansıması olarak hayal kurdurmayan moda savını çürütmeye gelmiş gibi.
Haftanın en güzel kapağı ama bence Vanity Fair’den. Charli xcx yakın işbirlikçisi Aidan Zamiri ile. Bir fotoğrafın blur’lü kötü bir fotokopisiymiş gibi durmasına bayıldım. Aynı zamanda Caravaggio ve John Singer Sargent portrelerindeki kadınlara benzemesini de. + Art Issue olması sebebiyle Issy Wood, Charli’yi çizmiş bir de. Aylık dergilerin bunu yapmasına bayılıyorum. Bize dergiyi satın almamız için sebepler verin.
VF, 20 yıl sonra ilk defa bir art issue yapmış aynı zamanda, hello! kapak spotlarından belli olmuyorsa diye. Fotolarda Charli’ye hottest director ever, king of the queer sinema Gregg Araki de eşlik ediyor. Sebebi birlikte film yapmaları.






Mark Guiducci’nin özellikle Vanity Fair’de yıllardır eksik olan … nasıl diyim… bir kadeh sonrası gelen gevşeme hissini geri getirdiğini düşünüyorum. Zıpırlaşmış demeyeceğim ama gergin telaş ve ciddi olma frigidliğinden uzaklaşılmış. Geçen ay Elle ve Dakota kapağı, şimdi Charli ve Charli’ye atılan kapak spotu. brat and it’s completely different because she’s married and a movie star. Vanity Fair bayağı BRAT erasında.
Londra’daki Frieze, yaklaşan Art Basel Miami, Photo Paris, bu yıl ilk defa Gulf Region’da düzenlenecek başka bir Art Basel ve dünyanın çeşitli yerlerindeki blockbuster sanat şovları; Gerhard Richter ve Marina Abramovic.. Belki de bu yüzden her şeyi daha sanat gözünden görmek istediğimden ama bu Vogue Çekoslavkya kapağı… Kapak kıyafeti özel, Whitaker + Malem imzalı. Modern ve provokatif korseler yapıyor. Instagram hesaplarına bakmanız şart. Mondrian, Metropolis filmi karmaşası.
Josh O’connor ise Brtisih GQ’de. Nerd Brit. Yeni Versace kampanyasından bu kapağa nerd seksiliği geri geldi şeklinde okumluyorum.




Random
Substack bayağı 2008-2012 blogosphere’ini taklit ediyor. Yani mecranın kendisini değil de temsil ettiğini. Bütün markaların, web sitelerine blog ekledikleri günleri hatırlayın, benzerini bugünlerde newsletter yollamakla ya da Substack’te varlık göstererek yapıyorlar. Balenciaga yazın Couture defilesini Substack’te canlı gösterdi, Pierpaolo Piccioli bizi hazırlık aşamasını incelememiz için yine buraya davet etti. Popüler kültür dergisi iD platforma gelen ilk yayınlardan. Bu hafta bir Zine yayınladılar, Substack yazarlarıyla işbirliğinde. Commision’lara açığım, lol.
Birkaç favori fotoğrafçımdan ilk ikisi Leslie Zhang ve Zhong Lin. Ancak internette ikisi hakkında da bir şey okumak zor. Neyse ki System Magazine’in yeni sayısı fotoğrafçılara adanmış ve Vogue Tayvan ve APAC bölgesinin direkötü Leslie Sun, Zhong Lin’le söyleşmiş.
Yakın zamanda çektikleri Tilda Swinton hikayesi üzerine konuşurlarken:
I remember playing Ryuichi Sakamoto in the background while we shot. The music gave the whole experience this strange, poetic tension: Tilda in Chanel surrounded by the raw texture of Taiwanese street life, created a beautiful clash.
ve hep esas merak ettiğim ilham meselesi. dünyasına katkıda bulunanlar kimler yani.
There were so many influences it’s impossible to name every one, but a few that stood out were films like Wong Kar Wai’s Fallen Angels, Katsuhiro Otomo’s Akira, Satoshi Kon’s Perfect Blue, and the magical worlds of Hayao Miyazaki. They taught me about mood, emotion, and storytelling through visuals.
Sydney Sweeney alenen Republican olarak “ifşa edildiğinden” bu yana hiç Miu Miu içinde görülmedi. Miuccia’nın parmağı olabilir mi?
Robert Pattinson bu sıralar ne yapıyor ve neden Jennifer Lawrence’ı Die My Love press’inde yalnız bırakıyor. Özellikle JLaw’un şu hikayesinden sonra (Pattinson’ı çöpten beslemiş) nelerden mahrum kaldığımızı bi düşünelim…
Klasik bir Avrupa vatandaşının hafta sonu eğlencesi, à la campagne diyerek kırsala kaçmak… İsak Andıç’ın, ya da Isak Andic- geçen sene yaptığı da buydu. Sonuç: Dağ yürüyüşünde ölü bulunmuştu. Bu hafta gelen habere göre onu ölüme iten oğlu olabilirmiş. Yeni Netflix mini series.
Gwyneth Paltrow; Timmy’yle tanışana kadar Kylie Jenner’la olan ilişkilerinin varlığından haberi bile olmadığını söyledi, sonra da çifti Punk Rock olarak nitelendirdi. Hollywood, hollywood. Ben de isterdim tüm bunları bilmeden yaşamayı.
Modada taşlar tam yerine oturdu, artık kafamız rahat önümüzdeki maçlara bakabiliriz derken Fendi ve Hermès cephesinden iki haber: Maria Grazia artık Fendi’de hem kadın, hem erkek koleksiyonlarından sorumlu olacak. Erkeğe ne yapacak heyecanla bekliyorum, we should all be feminists’ten erkekler ölsüne giden yol?? Baguette’in de onun tasarımı olduğunu biliyor muydunuz? Bu hafta bir şok geçirdim. Her ne kadar sevmesek de kadının arzu nesnesi objeler yaratabilme kapasitesi unmatched. Ayrıca Pierpaolo’yu moda dünyasına kazandıran da oymuş.
Öte yandan Hermès’te, Véronique Nichanian 37 yılın ardından elveda dedi. bir insan 37 yıl boyunca durduğu yerden neden gider? - emeklilik tabii de; 88’te işe başlamış, Anna Wintour’la aynı zamanlar, siz daha iyi bilirsiniz elbette ama gezegenlerden ne haber? Hermès’in, geçmişinde Gaultier, Margiela gibi isimler duysak da onlar sadece kadın koleksiyonlarından sorumluydu. erkek tarafı ise biraz Max Mara gibi, tasarımcısının kim olduğu önemli değil. Ian Griffiths de mesela Max Mara’da 37 yıldır görevine devam ediyor. İşleyen bir çark var. Marka, kitlesinin ne istediğini biliyor. Ve onlara ne vermeleri gerektiğini de. Sezonun trendlerini konuşurken belki iki modaevinin de adını anmıyoruz, ama tüm mesele de bu. Dolayısıyla onları Demna, Anderson ya da Nicolas gibi sürekli ortalıkta görmesek de olur….
Moncler’in Al Pacino ve Robert De Niro’yla yaptığı kampanya - birlikte daha sıcak - Hemingway bromance erotizmi gibi. Yine de Vuitton’un Nadal ve Federer kampanyası gibi değil, zira orada rekabet vardı biraz da. Based on a previously published material kategorisinden her iki reklam kampanyasının da film ya da tv’ye aktarılmasını isterdim. Kariyerlerinin en büyük satranç turnuvasına çıkacak Federer ve Nadal duygusal manipülasyonla akıl oyunları oynamak için önce Dolomites’te retreat’te. De Niro ve Pacino biraz da boşanmış ve eşini yeni kaybetmiş iki erkek olarak hafta sonu Vermont’ta.
Moodboar’ları gördük, defileleri izledik, son olarak bu koleksiyonların mağazalarda nasıl perform edeceğini göreceğiz, ama onun da teaser fragmanı gelmeye başladı. David Sims’in Lady Dior kampanyasından sonra sırada Dario Vitale’nin gözlükleri var. Aimee Lou Wood ve Joseph Quinn yeni Versace’nin literally yüzleri. (Aime aynı zamanda Chloé’de de. ) Gözlük takmak hiç bu kadar seksi olmamıştı.
MTV RIP! Benim için daima iki şeyle aklımda kalmaya devam edecek. Her saat başı izlediğim Madonna ve Hung Up videosu ve TRL! Yok olacağını asla tahmin etmediğiniz temel ihtiyaçlar ya da hisler gibi…
İki yeni kitap;
Laura Brown’ın Instyle, Kristna O’Neill’in de WSJ Magazine’den gönderilmesinin ardından ikisinin ortak yazdığı kitap bu hafta yayınlandı. All The Cool Girls Get Fired, popüler kültür dünyasından tanıdığımız ve kovulan herkesle yapılan röportajlardan oluşuyor.
New Yorker yazarı Susan Orlean’ın Joyride’ı. Vulture’da minik bir profili vardı bu hafta ve şöyle yazıyor:
“I hate all these stories about Condé Nast,” she says, referring to coverage of books such as Michael M. Grynbaum’s Empire of the Elite about the publisher’s erstwhile excess. “It implies that everybody was an idiot who wanted to fly the Concorde and eat caviar. It avoids the central fact, which was there were a lot of people trying to write really good stories, and often that meant being able to go back. I remember the first time The New Yorker told me I had to do all the reporting on one trip. I felt, Oh, this is not the way I like to do business.”








İlkbahar/Yaz 2026 defilelerinde gördüğümüz kıyafetler bu hafta bir bir kırmızı halıdaydı.
Sarah Paulson, yeni Bottega ile. Cathy Horyn’in kıyfatelere ağır demesini daha iyi anladığım anlardan biri. Ama sorunun sadece Bottega set’in Paulson’ı yiyip bitirmesi değil. Kıyafeti ilk podyumda modelle hareket halinde gördük, Paulson’da ise statik bir Getty imajı. Dans etmeyi isteyen bir etek.
Kim Kardashian’ın Demna’dan sonra Glenn Martens ve Margiela ile anılması… Very on brand ve taşlar yerine oturdu gibi hissettiriyor. Kim’i çok şık gösteriyor, modanın bir parçası olduğunu ve zevk sahibi olduğunu vurguluyor ve Glenn’in ayrıksı vizyonu da meme culture’la yaşayan Kim’i tamamlıyor.
Dün LA’de Academy Gala vardı. Ayo Edebiri, pek tabii Chanel’le. Ve yine çok güzeldi. Emily Ratajkowksi, Duran Lantink’in Gaultier’i ile. Defiledeki ender giyilebilir parçalardan biriyle. Muazzam güzel duruyor. Tessa Thompson da, Pierpaolo’nun Balenciaga’sı içinde. Birbirlerine işlenmiş çiçek motifli elbise gerçek hayatta runway’den daha güzel duruyor mesela. Ve yine Elle Fanning’in Balenciaga’sı da… Greta’nın erotik Dior’u, Zoe’nin o paraşüt efektli Saint Laurent naylon gece elbisesi…
Bu hafta iki vinatge ve iki yeni Armani gördük. Sydney Sweeney, Selena Gomez, Olivia Rodrigo ve Jennifer Lawrence. J-Law’un stilinin son zamanlarda daha olgunlaştığından bahsetmiştim zaten. Armani giyen herkes Cate Blanchett olmak istiyormuş gibi hissediyorum ama. Yani Selena ya da Olivia değil de… Mesela Laura Dern de ya da J-Law da.
Ve Jacob Elordi, düz bir siyah smokin giymesinden rahatsızlık duymadığımız ender kişilerden.
İnsanların rutinlerini bilmekte içimi rahatlatan ya da sadece merakımı gideren bir şey var. Herhangi bir iş gününüzün ne kadar yoğun olduğundan ve her şeyin üstesinden gelebildiğinizden bahsetmiyorsanız (mide asit oranımı yükseltiyor) bu detayları öğrenmeye bayılıyorum. Lauren Sherman’ın her cuma yayınlanan podcast’inde konuklara sabah kahvaltıda ne yediklerini sorması gibi ya da farklı bir soru türü, Bella Freud’un “hoşlandığınız kişi istediğiniz gibi giyinmiyorsa” şeklinde bir anda bütün flörtlerinizin gözünüzün önünden geçmesini sağlaması gibi gibi... Yazarların çalışma masaları, sanatçıların, yönetmenlerin dolabı her zaman merak ettiğim bir şey. Ya da tasarımcıların güne nasıl başladıkları. Granary bu hafta bir post bir araya getirmiş.
Haftanın fotoğrafı
Bana fomo yaşatan o parti. Romy Mars, Sofia Coppola’nın kızı ve Chloe Sevigny, Vanity Fair’in Charli xcx için verdiği davetten.


Teşekkür ederim, gelecek hafta görüşmek üzere.




