Recap #93
Chanel, Dario Vitale, Dilara Fındıkoğlu, Alexander Skarsgaard,
Popüler kültürün en büyük gizemlerinden biri Harry Styles ve Chris Pine arasında geçen tükürük vakasıydı — benzer derinlik söz konusu olmasa da Dario Vitale’nin Versace’den ayrılışı da birçok soruyu beraberinde getiriyor. (Bu kez cevabını daha hızlı bulabiliriz bence). Müzik yaşınız kaç? Date’lerine SENCE KAÇ GÖSTERİYORUM diye soran passe bir heyecana sahip bireylerimiz gibiydi Spotify kullananlar bu hafta (benim olmadığı için kıskanıyorum). Chanel’in metro istasyonunda defile yapmasını tone-deaf olarak etiketleyenler de diğer tarafta sinir bozdular. Pantone ekibindekiler beyazı seçerken elbette Sydney Sweeney case’inden derslerini çıkarmadıklarını ele verdiler. New York Magazine günümüzde popüler kültüre yön veren 50 ismi seçti ve Margot Robbie’nin İngiliz Vogue kapağı. Okurken dinlemeniz için: bir kez daha haftanın şarkısı; Mylene Farmer ve L’Âme-Stram-Gram.
Herkese iyi pazarlar.

Bulut kadar hafif ve beyaz, Margot Robbie, Vogue UK ocak sayısında. Cloud dancer zor günlerimizde ve kolektif depresyonda olduğumuz dönemde rahatatıcı bir etkiye mi sahip gerçekten de? O halde neden sezon koleksiyonlarını gördükten sonra trendleri belirlerken satüre, pop renkli kıyafetleri dopamine dressing olarak tanımlıyoruz? Elbette insanın içini ısıtan ve yeni başlangıçlara yelken açmasını sağlayan renk herkes için başkadır… Rengi belirlerken yine de bembeyaz genleriyle övünen Sweeney ve American Eagle’dan hiç mi ders almadınız, ki bu hafta Sydney, her şeyin yanlış yere çekildiğini ve muğlak bir şekilde de yanlış anlaşıldığını söyledi! Gerçekten yanlışsa bunu neden bu kadar geç itiraf etti ve neden GQ röportajında resmen karşısındaki kişiyle dalga geçti?
Neyse; Times’tan Callie Holtermann dans eden bulutlar üzerine şöyle diyor:
Personally, I miss Viva Magenta from 2023. An insane choice, but at least it was a choice. Cloud Dancer feels like a product of being too tentative to make a statement in any direction. Which is, of course, its own kind of statement.
Kişiler, olaylar, kıyafetler
Dünyayı kaç aile yönetiyordu? Amazon, Netflix, LVMH ve Musk? Yakında tükettiğimiz bütün kültür ürünleri ve alışveriş kanalları Amazon’un buyruğu altına geçecekmiş gibi. Netflix ve Warner ortaklığı sadece bunun öngösterimi neredeyse. Jeff Bezos dergileri, gazeteler, Netflix’i, hatta LVMH ve Kering’i de satın alacakmış gibi. At üstünde sınır genişletmek üzere sefere çıkan padişahların yeniden yazımı gibi bir dünya düzeni.
Bu tür listeler hiçbir zaman kimseyi tatmin etmiyor evet, ama Variety’nin bu yılki Actors on Actors serisi epey üzdü sanki. Yine de Gwytneth Paltrow ve Jacob Elordi eşleşmesi çok hoşuma gitti. Onaylamasam da Paltrow’un kişiliğinde izleyiciyi eğlendiren bir dokunuş var, hesaplanmış bir yaklaşım mı çözemiyorum ve de. Gelecek yıl ya da onu takip eden sene Scorsese hikayesinde birlikte izleyeceğimiz JLaw ve Leo DiCaprio eşleşmesi de hoşuma gitti. Belki de Jennifer’ı çok fazla sürekli yeni Winslet olarak görmemden kaynaklı da olabilir.
Geçen hafta gelen Tems albümünden yeni haberdar oldum. Love is a Kingdom 7 şarkı ve 20 dakika. (Ne bu Osmanbey-Levent metrosu playlist’i mi?) Klasik bir Tems şarkısı gibi duran First’le açılıyor. Mellow sound’uyla What You Need, bu pazarın eşlikçisi de olabilir.
Loewe, Dior ya da JW Anderson fark etmiyor, sezonun en arzulanabilir kazağını hep Jonathan Anderson üretiyormuş gibi.
Kış henüz gelmedi. Ve yakında Miami ve LA gibi sarı sıcak yaz dışındaki üç mevsimi Akdeniz meets tropik iklim gibi yaşayan şehirlerdeki kadınların güneşli Aralık günlerinde bile kürklerini giyerek gezmeye çıktıkları gibi geçirecekmişim diye hissediyorum, ama en azından ödül sezonu geldi. Bu hafta Londra’da British Fashion Awards dağıtıldı. New York’ta ise Gotham. Üstüne bir de sezonun önemli duraklarından biri Critics Choice Awards adaylıkları geldi, yarın da Golden Globes. Ana tablo gittikçe daralıyor, odağımızdaki filmler ortaya çıkıyor gibi.
Sienna Miller, BFA’da Sarah Burton’ın tül Givenchy’si içinde “bulutların üzerinde dans” ediyordu. Daha önce mesela Charlotte Gainsbourg falan da transparanla baby bump göstermiş olsa da Rihanna bu hamilelik stilinin kitabını baştan yazmış gibi hissettiriyor ve Miller çok çok güzel… Yalnız Givenchy’nin en kısa zamanda sosyal medyalarına bir el atmaları gerekiyor.
Gotham’ın en güzel giyinen kadınlarının başında da Chase Infinity ve Teyana Taylor geliyordu. Sırayla Vuitton ve Chanel. Bu hafta bir diğer favori Vuitton look’um Renate’den. Chanel bir süre kırmızı halıda banko olarak hiç bizi üzmeyecek gibi. Giymek için herkesin sıraya girmek istediğinden eminim, ve yine Jessie Buckley’nin Chanel’i de üzmedi… Üstelik Blazy’nin Chanel’inin farkı şu: Törenlerde karşımıza çıkan look’ların hiçbiri de custom değil, defilede ne görüyorsak o. Rihanna’nın Balenciaga’sı bana kalırsa biraz messy’ydi. Gerçi ben seçimlerini genel olarak çok beğenmiyorum zaten. Hep bir bağırma ihtiyacı duyuyormuş gibi geliyor.






Asap Rocky de her yere Chanel çantalarla katıldı, gözleri alıştırmak için güzel ama elçisi olduğu markayla görüntülenmek için seçilen look’ların çantayla tamamlanması fazla performatif geliyor, yani Art Basel event’ine giderken neden kocaman bir çanta taşıma ihtiyacı duyuyorsun? Yess Jacob Elordi’nin Bottega’sına büyük rakip var. Ama haftanın en şıkı kimdi diye soracak olursanız da cevabım Chanel defilesine katılan Ayo Edebiri.
Heated Rivalry’nin ilk üç bölümünü izledim, atlayan zamanlar sebebiyle dizi bana şu anda konulu pornolarda sahneleri doldurmak için yazılan ve kötü oynanan replikleri anımsatıyor. Şikayet etmiyorum, bence aşırı influence eden bir dizi ayrıca, ne konuda olduğunu yazmayayım.
80’lerde Japonya’daki beyaz yakalıların markası gibi duran Soshiotsuki ile geçtiğimiz yaz 2026 erkek koleksiyonları devam ederken tanışmış ve burada konuşmuştuk, globalde etkisinin bu kadar hızlı olacağını sanmıyordum ama bu hafta Zara collab’leri geldi. Tailored work wear gibi duran parçalar ilk defa, bir Zara kampanyasına değil de, ürünlerin kendisine ağız sularımı akıtmamı sağladı
Stella McCartney de İlkbahar 2026’da satışa çıkacak bir H&M collab’ine imza atmış. H&M komple vegan ve sürdürülebilir, artık neyse o, bir koleksiyon hazırlamadıysa McCartney için çok iki yüzlü bir yaklaşım değil mi bu?
Valentino ve Gucci sosyal medyalarında AI görmek tat kaçırıyor, can sıkıyor… teknoloji ve sanatın uyumunu test etmekten ziyade insanın keyfini sıfırlayan bir gelişme gibi geliyor. Durup hızlıca bütün yapılanları taradığımda bizim kendi fiziksel imkanlarımızla başa çıkamadığımız durumlarda AI kullanımını destekliyorum, ufuk açıcı ve ilginç durduğu anlar bunlar bence. Moda tarihinde tüm bu üretilenlerin gerçek fotoğrafçı, model ve kreatifler tarafından çok daha iyi yapılabildiğini bilmek… Kimse bu markaların birkaç post için bütçe kısıtlamasına gitmesinden de bahsetmesin lütfen.
British Fashion Awards’da Dilara Fındıkoğlu, Vanguard Award’ı kazandıktan hemen sonra iş yerinde zulmettiği çalışanları bir bir anlatmaya başladı, böylece hep Twitter’da konuşulan mevzu resmiyet kazandı. Dilara, bayağı SGK’ya sadece bir çalışanım var diye kaydettirmiş şirketini, düşünebiliyor musunuz bunu? Çalışanlar; ücretsiz mesai, düşük ücret ya da bazen hiç ücret almama gibi uygulamalardan da şikayetçi oldular. Moda dünyasının bu kızı yüceltme sebebini ve yeni McQueen olarak görmesini hiç anlamayacağım zaten. Belki havası söner.
Bu hafta eleştirilen tek tasarımcı o değildi. Daniel Roseberry de MAGA varislerinden Reagan Sacks’i 2025’te varlığını anlamadığımız Débutantes Ball’a giydirmesiyle ayıplandı. Bling Empire’ı seyredenler dünyada kimlerin couture alabildiğini iyi biliyor. Crazy rich ve akla hayale sığmayacak paraya sahip olanların bu servete etik yollardan ulaştıklarını düşünecek kadar saf insanların varlığı beni şaşırtıyor. Peki Roseberry ya da Schiaparelli bu müşterileri reddetme lüksüne sahip mi? Reddetmeli mi?
Haftanın son tasarımcı haberine gelecek olursak… Bir tanesinde de yüz güldüren haberin olmaması peki? LOL! Moda dünyasının kötü tutulan sırları var, mesela Jonathan Anderson’un bir sene öncesinden konuşulmaya başlanan Dior’a atanma olayı; moda dünyasının kötü handle ettiği kovulma hikayeleri var, Condé Nast’la ilişkisi kesilen yayın yönetmenleri gibi… Ve bir de Dario Vitale’nin Versace’deki chapter’ı… Nostaljik hissettirmesine rağmen son derece çağdaş duran, eleştirmenlerin hepsi tarafından sevilen koleksiyonun henüz üretilmeden ya da mağazalara bile gelmeden tasarımcısının kovulduğu bir düzenden bahsediyoruz. Versace’de defile yapılmayacak denmesine rağmen son anda düzenlenen şov, Donatella’nın marka elçisi olmasına rağmen ilk koleksiyonu görmeye gitmemesi işlerin ters gittiği konusunda bir ipucuydu. Gülünç olan saçma bir trivia da; Dontalle Versace, Dario Vitale diyerek D-V harflerinin enerjisine inanların, okay full circle gibi yorumlarda bulunanların uğradığı şok.
Şimdi öncelikle adım adım:
Prada Group geçen yıl Versace’yi satın alacağını duyurmuştu, işlemler bu hafta sonlandı. Prada, Miu Miu ve Church’s’ün de aralarında olan portfolyoya Versace 1, 25 milyar dolar karşılığında eklendi. (Hailey Bieber’ın markası Rhode de 1 milyara satılmıştı)
Lorenzo Bertelli, Versace’yi yönetecek iş insanı olarak atandı.
Dario Vitale 14 yıl Miu Miu’da çalıştıktan sonra yenilik arayışıyla Versace’ye geçmişti. Hızlı ayrılışının arkasında iki neden olabilir: 1) Versace’nin Prada’nın çatısı altına geçmesi onaylanınca gitmek istemiş olabilir, yani aynı insanlarla yeniden çalışmaktan kaçınmak. Ki bu pek olası değil. 2) Miuccia, Vitale’nin gitmesini sindiremediğinden ilk olarak Vitale’nin işine son vermiş olabilir. Yoksa Prada teyzem bir gaddar mı :(
WWD’ye göre iki isim ortalıkta dolaşıyor. Anthony Vaccarello ve Pieter Mulier… Vaccarello, Donatella tarafından hep protejesi olarak duyuruldu. Saint Laurent’ta şu anki konumuyla sonunda toplanak allah diyek katına ulaşı. Pieter de bir anda Alaia’yı moda dünyasında diyalogun bir parçası haline getirdi. Olmaz olmaz demeyelim. Pieter ve Raf da çok yakın arkadaşlar, bir de böyle bir katman var. Hâlâ açıkta duran bir tasarımcı da var Hedi Slimane. Anthony gerçekten Versace’nin 90’lar baroğunu yeniden görmek isteyenleri tatmin eder. Slimane da her zaman pop star’larla özdeşleşen markaya pop starmış gibi özen gösterebilir. Pieter olsa üzülmem, ama onun için doğru yer değilmiş gibi de.
Donatella, Jil Sander’in izinden gidip ayrıldığı markasına geri dönmek ister mi?
Defileniz günlerce sosyal medyada tartışıldı. Bekliyor muydunuz?
“Hiç beklemiyordum. Ama birçok insanın bir şey hakkında konuşmak istemesi beni büyülüyor: Bence Versace’nin cevap vermesi gerekmiyor; soru sordurması gerekiyor. İnsanların tepki verdiğini görmek inanılmaz motive edici. Tabii bu kadar yoğun sevgi ve nefretin ortasında olmak hiç kolay değil.”
Bugünün moda sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?
“Tüm sınırlarına rağmen hâlâ çocukken hayalini kurduğum o heyecan verici dünya. Miuccia Prada ve Donatella Versace gibi insanlar sayesinde:
Meraklı, tutkulu, yorulmak bilmeyen insanlar. Güzeli ve yeniyi aramaktan vazgeçmeyen bu tavırlarına hayranım.”
Defileler
Pharrell, Louis Vuiton erkek Pre-Fall 2026’yı bir lookbook aracılığıyla tanıttı. LVMH, Grace Wales Bonner’ı Hermes’e kaptırdığı için bir kez daha dizlerini dövmüş müdür? Neyse belki Martine Rose hâlâ oralarda bir yerlerde umutla, sabırla bekliyordur.
Stella McCartney, direksiyonu epey kırmış ve sezon koleksiyonundan daha beter bir yokuş aşağı frensiz ilerliyor gibi. Hani ilham için Vuitton red carpet custom look’larına bile bakılmış.
Demna beni şaşırttı. Hedi Slimane gibi biri beklerken yaklaşımı Gucci’de tamamen değişti. Egosunu yumuşatmış, konsept kasıcam diyerek biçtiği kalıpların keskin uçlarını törpülemiş. İnatla esas başlangıcını gelecek bahar yapacağını söylerken — belki de bunları sadece geçiş olarak tasarlıyordur — bizi yine zaman tüneline 90’ların Ford’una ve 90’ların genel olarak stiline yaklaştırtı koleksiyonda. Ve italianissimo.
Vogue Runway’de Luke Leitch’in Gucci yorumunu açtığınızda yazı şu sözlerle açılıyor;
I think fashion is FOMO,” said Demna. “Fashion has to create FOMO.
Matthieu Blazy’nin 7 Ekim’de Paris’te ve 3 Aralık’ta New York’ta yarattığı FOMO’ydu.
Peki dünyada herkes bir kimlik karmaşası mı yaşıyor? Ya da herkes hangi karaktere, nereye, kime ait hissettiğini bilmek mi istiyor, hatta bir tık daha ötesi birilerinin ona SEN BUSUN demesini mi bekliyor? Bir süredir her hafta aynı şeyleri yazıp duruyorum gibi oluyor, çünkü modanın karakter analizi bitecek gibi değil, Matthieu Blazy’nin Chanel defilesi uzayan listenin son örneği.
Defileye sinema evreninden bir sürü benzetme yapabilirim. Sliding Doors, Perfect Strangers, Strangers on a Train, Comfort of Strangers ya da Kindness of Strangers… Blazy kıyafetleri New York metrosundan çıkıp hayata karışan bütün insanları baz alarak kurgulamıştı. Yanılmıyorsam Cathy Horyn, ya da bir başla eleştirmen Blazy’nin eylüldeki defilesinde bütün galaksiyi kucakladıktan sonra bu kez New York’u baz almasını hoş karşılamıyordu, bir New Yorker için öyle sound etmeyebilir, ama New York demek oradaki insanların bir karşılığının dünyanın herhangi bir yerinde olması da demek. Yani evet İstanbul metrosundan çıkıp baleye giden insanlar tabii ki var, eminim kimse Chanel couture ya da Carolina Herrera giymiyordur ama…
Defileden önce boyalarla, proplarla kullanılmayan istasyon elden geçirilmiş. Ankesörlü telefonlar vs… Blazy bir sinema evreni yaratmış, ama güzelliği de şuradan geliyor. Bazen ortam büyüleyici olur ve kıyafetler o şekilde tamamlanır, anlam kazanır. Bu kıyafetler minimal bir podyumda, bahçede, kaldırımda her yerde tek başına gövde gösterisi yapabilecek kadar özeldi.









Chanel erkek giyim işine girişmese de Asap Rocky’i elçi olarak seçtikten sonra menswear’den referans alan çok fazla look gösterdi, bir ikincisi New York referanslar. I <3 New York ve Clark Kent kazağı. Blazy’nin Bottega’da yaptığı ve jean gibi duran derileri, burada jean gibi duran ipek setlerle hazırlandı. Açılış look’u iki ay önce kendisinden beklediğim açılış look’uydu. Ama ortamı ve bu koleksiyonun hikayesini görünce belli ki buraya çok daha yakışmış. Elde boyanmış ipeklerden tasarlanan bir etek şehrin motiflerini taşıyor; hatta meşhur New York silueti önünde köpeğini gezdiren Coco Chanel bile görülüyor. Ve leoparlar vardı.
Métiers d’art, couture’un kostüm drama dozunu azaltıyor, hazır giyimin sıradanlığını da kırıyor. İkisi arasında bir köprü. Kıyafetler, Chanel’in desteklediği, ya da bünyesinde barındırdığı çoğu bağımsız zanaat atölyeleriyle işbirliği halinde hazırlanıyor. Mesela bağımsız bir nakış evi olan Lesage, 1880’lerde kurulmuş tüy, çiçek ve aplik atölyesi Lemarié gibi. Massaro geleneksel bir atakkabı atölyesi, Masion Michel 36’da kurulup 97’de Chanel bünyesine geçen bir şapka atölyesi.
Bir de bayıl istersen diyebilirsiniz ama genel bir review’den ziyade her bir look’u ve detaylarını ayrı ayrı inceleyip konuşmak gerekiyor. Mesela köpeğini gezdiren Chanel motifi bir çantanın üzerine de charm gibi tutturulmuştu, bir diğerinde fino köpeği boncuklardan işlenmiş… Tek bir koleksiyonda bu kadar detay! Fazlasıyla baş döndürücü. Couture’u hepten sabırsızlıkla beklemeye başladım.




fotoğraflar: stylenotcom instagram
Kapaklar
Alexander Skarsgård, DUST’ın kapağında. Konu Alex olunca hayat mı sanatı, sanat mı hayatı taklit ediyor kestiremiyorsunuz… Method dressing ve method acting nerede başlayıp, nerede bitiyor? Pillion ve Infinity Pool’daki rolleri, her iki filmin press’i boyunca giydikleri, önce Interview şimdi Dust’taki fotoğrafları… Kendini bize nasıl servis etmek istediğini çok iyi bilen bir oyuncu. Look tabii ki TOM FORD! TEŞEKKÜRLER HAIDER ACKERMANN!
Tenis oynayabilmeniz için deli yakışıklı olmanız şart. Carlitos, Musetti ve şimdi FT-HTSI kapağında Jack Draper. Aralarına Sinner’i de katacak olursak her birini büyük bir modaevinin temsil etmesi giving BlacPink line up. Draper, Burberry ile kapak.









Ama kendisi bu hafta kapağa çıkan tek tenisçi değildi. Zheng Qinwen bir kez daha Vogue Çin’in kapağında. Ayrıca bu yayın case study olarak kreatif ya da publishing derslerinde okutulmalı bence. Dergiye Margaret Zhang dönemindeki aynı kişiler katkıda bulunsa da ortaya çıkan iş tüm güzelliğine rağmen eski büyüleyiciliğinden arınmış duruyor… İyi verilmiş bir kreatif direction her şey.
Sezonun en popüler kıyafetini seçmenin/çekmenin peşinde olan editörleri çok iyi anlıyorum — been there, done that. İlk kez Vogue Adria look’u yayınladıktan sonra Kim K ve Anya Taylor Joy farklı şekillerde bu Margiela Couture’i zaten taşıyıp konuyu kapatmıştı, Vogue Portgual aşırı sıkıcı bir stüdyo fotoğrafıyla neyi zorluyor.
Vogue İskandinavya fontlarını değiştirmedikçe benim gözümde hep cool olmayan bir bitirme projesi gibi durmaya devam edecek. Ama portre olarak Casper Wackerhausen’in Pamela Anderson kapağını dramatik buldum.
Yung Lean’in Dazed kapağı bu hafta en çok sevdiğim dergcilik işlerindendi. Bana geçtiğimiz seneki Drew Starkey hikayesini anımsattı ama whatever. Kıyafetler ve styling favorim.
Jisoo fanı olmamdan bağsımız, yeni ELLE Kore kapağındaki Dior seçkisi ve fotoğraflara da çok okeyim.
Arter’in kitabevi sayesinde tanıştığım Ton Magazine de yine geçen hafta bahsettiğim interiors rüzgarını arkasına alanlardan. Henüz sadece beş sayısı var.
Haftanın fotoğrafı
2 become 1! Tilda ve Solange, New York metrosunda Chanel için:
Teşekkür ederim, haftaya görüşmek üzere!




