Recap #41
Chit chat: Saoirse Ronan, Penelope Cruz, Perfect Magazine, Milano ve Paris Moda Haftaları, Lana del Rey
Mail’de kesilmemesi için newsletter’ın full hali.
*Bazen burada her şeyden bahsetmek zorunda hissettiğimden işin içinden çıkamayıp newsletter’ı tembelliğe kurban veriyorum, ama neyim ben İhlas Haber Ajansı mı? Neticede olan biten her şeyi değil, konuşmak istediklerimi eklemem gerekiyor buraya değil mi? Neyse.
Başlamadan önce. Bu hafta ilk defa tek bir şarkı yok, ama playlist yapacak kadar tek bir mood etrafında da dolaşmıyorlar. So here we go.
Caroline Polachek - Sunset (Bu esas bütün hafta boyunca dinlediğim şarkı. Yıl sonu listeme eklemeyi unuttuğum için günah çıkarma seansı.)
Four Tet - Loved Bu hafta esas dinlediğim ikinci şarkı. He has sadness in his eyes, you only see in eastern European gay porn.
Karli Uchis - Te Mata Yeni albümü geçen hafta gelmiş. Bu şarkı 97’de okuldan gelip, kareli metod deftere matematik yaparken Rosalinda izlemek gibi.
Maustetytöt - Syntynyt suruun ja puettu pettymyksin. Fallen Leaves’in soundtrack’inden. Uğruna Fince öğrenmek isteyebileceğiniz kadar güzel. Yani bence.
Christian Löffler - Ease Bu da bu haftanın en yenilerinden.
Ölümüne cevabını merak ettiğim sorular
Son zamanlarda sabahtan akşama kadar, canım sıkıldıça, scroll ettiğim iki instagram hesabı var. Ve orada karşıma çıkan şu iki kare:
Issey Miyake; Nan Goldin ve Agnes Varda ile ne konuşmuş olabilir??? Gerçekten NO YOU DONT UNDERSTAND… Bu sorunun cevabını düşünmediğim tek bir an geçmiyor!!!!!!!!!! Random deep conversation olarak mesela şuna benzeyen bir konuşma geçmiş midir aralarında? (Miyake life lessons)
“I really love the freedom that there is in the world in these days. Can you imagine we can travel so easily enjoying every country, go to the beach naked, we can dream, we can dance, boys with girls, girls with girls and we can work. There is so much work to do. I’m never satisfied but that’s good for me. The unsatisfaction for me is like a punch that awakes me.”
Diğer hesap bu. (Embed edince fotoda kim olduğu çıkmıyordu.) İkilinin nasıl bir ilişkilerinin olduğunu merak edip biraz Google’layınca birlikte oldukları tek anın bu olmadığını gördüm. İkisinin özellikle feminizm ve komunizm üzerine laflarken ne kadar politically incorrect diyaloglar duyacağımızı hayal ederken bile keyifleniyorum diyeyim. Ama gerçekten!!!!
Yukarıdaki konular ve - Ölümden sonra hayat var mı? Uzayda başka kimler yaşıyor, daha önemlisi nerede yaşıyorlar? İstanbul’un altından tünelle Adalar’a varabiliyor muyuz? Florece Pugh ve Olivia Wilde arasında tam olarak ne oldu, Chris Pine’ın eline tükürüldü mü? Madonna, Lady GaGa’nın adını duyduğunda neler hissediyor? Julia Fox’un aklında Kanye’ye ilk fotoları online olduğunda neler geçiyordu? Croquet’in TikTok video’sundan sonra Sofia evde nasıl bir tepki verdi? Timmy ve Kylie öpüşürken ne konuşuyordu? Selene Gomez’in verdiği dedikodu neydi? Cevaplarını bulabilecek miyiz, bir meme’le geçiştirmek yerine 3000 words essay okumak isteyeceğim içeriklerdi son zamanlarda?
Peki Jennifer Lawrence, Raf Simons’ı güldürmek, gerginliğini geçirmek için nasıl espriler yapmıştır burda? Beynimde rent-free yaşayan sorulardan bir diğeri. Kendi çapımda espiti yapmak için değil… gerçekten bu sorular üzerine sık sık düşünüyorum. NEYİM BEN İŞSİZ Mİ?
Son 15 gün kapakları
Nina Garcia bile, kapakta çirkin Chanel görmek istemiyorum demiş olacak ki ELLE USA kapağı derginin Instagram’ından paylaşılırken marka taglemesi yapılmış ama kıyafete dair bir şey yok ortada. (Neyse zaten kapağa Chanel sebebiyle değil, Ferrari’nin yapım şirketi bütçesiyle çıkmış belli.) Close up Penelope kapaklarına bayılıyorum. Ama bunun daha güzelini, daha önce Vogue USA yapmıştı. Ama en güzel Penelope kapağını Vogue USA decade’ler önce yapmıştı. (İspanya’da da çok iyi işleri var o ayrı.) Ama daha önce de dediğm gibi bu kadının Amerika’da kapak olacak kadar popüler olduğunu bilmek… SHE DESERVES!!!!!



Ayrıca bu kadar close-up’a ihtiyacımız var mı? 70’lerin dergi kapaklarında mı yaşıyoruz? Selfie’mi instagram’da story’de paylaşırken kendi kendimden irkilmek gibi… Neden insanlar beni bu kadar yakından full page görmek zorunda kalsınlar?
Mesela, biraz da REPRESENTATION MATTERS dersek! Cillop gibi tıraşlanmış Türk erkeği vücutlarına karşılık (Bu ülkede ne zaman bu norm oldu ve aksi insanlarda mide bulantısı yaratmaya başladı?) - Paul Mescal’in Gucci’deki kıllı bacaklarından sonra Mark Ruffalo dadbod ve kıllarıyla Perfect Magazine’in Home Issue’sunun kapağında. Katie Grand ve Bryan Boy - düşünsenize eve gelince böyle bir adam sizi bekliyor, naparsınız diye soruyomuş gibi. Perfect’in diğer kapaklarında Bella, Kaia, Kate ve Linda var…
Adeta dergicilikte bir milestone! 70’lerden günümüze pek de yol kaydetmemişiz. Ya da bilemedim.


Bella Hadid neredeyse bir sene sonra geri döndü. Sadece kapaklardan değil, reklam kampanyalarından ve runway’lerden de uzaktı. Perfect Magazine’in caption dilinde beni yine meraklandıran bir şey var. Tüm kreatif süreç ve ekip Bella’nın onayından geçmiş/ onun isteklerinden oluşturulmuş. Mesela tek koşul bu muydu? Hani genelde şık dursun diye guest-edited denirdi ama öyle bir şey de yok. Bundan sonra diğer modeller de aynı şeyi isteyebilirler mi? Bir de 96’da Dazed yapıyormuş gibi bir hissi var kapağın. AŞIRI BAYILDIM. Ayrıca günümüzün POSTER CHILD’ı değildir nedir?
Ve Julia Roberts. Bu kapak hakkında pozitif/negatif konuşacak çok şey var. Ama öncelikle şunu söyleyeyim. “OMG GIRL, Julia Roberts kapağı drop ettiğinde NE YAPIYORDUN?” gibi bir soru sorduracak kadar ikonik değil. Ama Roberts’ın kariyerindeki sadece üçüncü Vogue kapağı. (Biri 91, diğeri 94, ve biri USA, diğeri Almanya) Bu da aslında yeteri ölçüde ikonik olmasını sağlıyor. Sadece birkaç yıl önce ilk kez Cannes’a geldiğini söylediğinde de çok şaşırmıştım.



Bu kapak benim için borderline bir çizgide aynı zamanda. Fake Las Vegas zenginliğiyle Carine Roitfeld era Vogue Paris sayıları gibi. Bu yüzden de yeteri kadar sevip sevemediğime bir türlü karar veremiyorum. Edward’ın gri background kullanmadığı nadir anlardan o da ayrı.
Dünyadaki bütün dergiler Aralık-Mart arasında Hollywood A-listerlarını kapağa taşımak için şu şekil (video’sunu bulamadım ama samantha jones hani mağazada bir kadınla aynı ürünü seçtikleri an) kavga ederken Vanity Fair’in gayet cool bir şekilde Simone Biles’i kapak yapması PEKİ!
Vogue Korea bu sayısının kapağına ATE yazmıştı, ama asıl yiyip bitiren Vogue China Beauty’deki Saoirse Ronan. (Posttaki ikinci video. ateş ateş.) Esas Vogue China dergisi de yine efso. Kapakta Du Juan! Cant get any iconic. Video’ları için.


Gisel’i de aşırı random zamanlarda kapakta görmek hep çok şaşırtıyor beni. Geçen seneki Vanity Fair kapağı da öyle olmuştu. Bu kez Bazaar USA’de spring collections preview ile. Konusu açılmışken SPRING COLLECTIONS < FALL COLLECTIONS, ama spring collections in magazines > fall collections in magazines.
Bir de bu kapağı şu nedenle özellikle koymak istedim. Hani insanların zevklerinin nasıl değişebildiği mevzusu. Dört sene önce bunu asla beğenmezdim mesela.
Erkek moda haftaları
Hani kıyafetler sadece birer kıyafet olmadıkları zaman… (Lemaire, Zegna, Ami’de oldukları gibi. Öyle değilseler bile öyle hissettirdiler.) Miuccia Prada ya da Lagerfeld. Ya da en azından kapasitesinden şüphe duymayan birçok tasarımcının dediği gibi “moda sanat değil, biz sanatçı değiliz, ve sadece kıyafet yapıyoruz.” Ve they are just clothes ve biz sadece bu yüzden onları appreciate edebiliriz. Ama yüksek modaya ait bir marka olarak, bunun da ne anlama geldiğini bilmiyorum, ama ezbere kullanılan tanımlardan bir diğeri işte - zaman zaman Cos ve Massimo Dutti lookalike kıyafetlerden, eminim kumaş kaliteleri farklıdır, ki Jacquemus’sanız bu konuda da bir ayrım yok, daha elevated bir şeyler sunmanız gerekiyor.
Entellektüel bir hikaye demeyeceğim illa ki, ama öyle bir şey. Ya da moda haftalarının sonuna doğru gelen bıkkınlık, yılgınlık. Mesela özellikle beni hayal kırıklığına uğratan ya da bu cümlelerin dökülmesine sebep olan Ami Paris gibi… Mesela Valentino’nun artık şok etmeme sebebi de bu. Evet çok şık, çok güzel. Ama sadece great gowns, beautiful gowns. Arkadaki hikaye ne? Hikaye derken işte 70’ler kadını, ya da ünlü bir pilot ya da film karakterinden ilham almaktan fazlası. Pierpaolo yeni Valentino için “aklımda toxic masculinity’i yok etme fikriyle tasarlamaya başladım” diyor. Çünkü sene 2016’ya geri döndük. Instagram’da story’lerden arakladığım şov notu screenshot’ında şöyle yazıyor: “Traditional masculine wardrobe …. with a new identity!” Bare minimum’u yaptığın için tebrikler KRALLLL!
Yine bu just clothes mantığıyla devam edecek olursak. İşte ya da hep sorguladığım şey. Aynı minimallikte üretim yapan tasarımcıların üretimlerini birbirinden ayıran şey ne? Bu sezon Dolce bile Saint Laurent’laşmıştı mesela. Bir de o var.
Ürün bazında bakacak olursanız zaten hani geçtim kadını, erkeği, ama… İşte bu sezon çok fazla kıravatlar ve office attire’lar gördük, ya da Prada trend set ettiğinden dolayı, Prada’da gördükten sonra her yerde gördüğünü düşünmek. (Bknz. infamous beyaz atletlerin olduğu o sezon! Neyse,)




Mesela Prada defilesi, bilmiyorum aynı şeyi mi izledik ama bana fazlasıyla erotik ve fetiş geldi. Jw Anderson’daki in your face attitude’un aksine. Sticks and stones may break my bones. But chains and whips excite me. Ya da American Psyco. Tekinsiz bir erotizm vardı. Koyu renk kazaklar, paltoların altından gördüğümüz kıravatlar, deri terlikler. Ve evet bu sezon genel olarak horny’di, yani genel defileler. Bakınız, bence Emporio Armani bile (Dries de,) ama Prada’daki horny’lik bir başkaydı… Prada’da koleksiyonun adı Express Yourself’ti. Tasarım sırasında ya da fikir aşamasında Madonna dinlendi mi hiç?
Express yourself don't repress yourself
Express yourself don't repress yourself
Ama Prada bir tavır, bir critical thinking getiriyor. Bu yüzden belki de o diğer hepsinden ayrışıyor.
Benzer yaklaşım, erotiklikten değil de, işte kıyafetlerin arkasında bir fikir olması düşüncesi…Dries Van Noten’da ve Jonathan Anderson’da da var. Van Noten yine youth obsessed olmaya devam ediyor. Zaten bu konuda kafayı kıran iki kişi var biri Raf diğeri Dries. Wales Bonner, Comme des Garçons’da da var.(Burada artık sadece gençlikten bahsetmiyorum.) Bunlar sadece ilk aklıma gelenler. Ama yarattığınız estetik dünya neye dayanıyor, yoksa estetik dünyanızı sadece Pinterest ve Instagram mı özetliyor. (Yani elbette bu kadar da değil, ama örneklemek için.) Bunu da mesela en iyi The Row yapıyo, ama hep bir şeyler eksik kalıyormuş gibi. Bence inanılmaz güzel kıyafetler, Spotify’da aylık playlist’ler, Instagram’da sanat curation’ı ama NEDEN BUNLAR VE BİZE NE SÖYLÜYORLAR?
Yine bu yüzden Louis Vuitton konusunda kararsız kaldım. Bütçesi 500000 dolar olan hayata dair bir derdi olan, size bir şeyler söyleyen indie filmin karşısında tek amacı pass time aktivite olarak sizi eğlendirecek 55000000000 bütçeli bir stüdyo filmi gibiydi. Ki bunda bir sorun var mı? Kıyafetler de güzeldi, o da ayrı. Ve Sadece şov space olarak bahsetmiyorum. Çünkü Pharrell, sanki Chanel günlerinde genel olaral Karl Lagerfeld’den öğrendiklerini Vuitton’a getirmiş gibiydi.
Neyse:
Erotizm trendlerden biriydi ama. Çıplaklık bir diğer, NO COUNTRY FOR OLD PANTS, bir diğeri taşlar ve pırıltılı kumaşlar.
Ama erotizme iki saniyeliğine geri dönecek olursak LOEWE, celebrity konuklarını, özellikle erkekleri PORNOLAŞTIRDI. Ya da kibar dille objectify etti. Defileyi izlediniz mi bilmiyorum ama sanat ve moda birleşimi dışında, popüler kültür de işin içindeydi. Neyse duvarlara yansıtılan işlerde Jamie Dornan’ı ya da Manu Rios’u thirst-trap context’inde izledik. Pierpaolo bak bakalım masculinity nasıl masaya yatırılıyormuş. Evet şunu yaparken yine Pierpaolo’nun Valentino’suyla olan derdimi de anladım. Sadece sıradan güzel kıyafetler yapıyorsan, just go with it. Bununla mutlu olmamızı sağla, illa zoraki bir düşünce sistemleriyle match etmek zorunda değilsin.
Gucci’de de sadece kıyafetler vardı. Eveter Sabato eğer erkek ve kadın koleksiyonlarını bir anda geçen sezon sunmuş olsaydı şimdi yeni bir fikir ve bakış açısına ihtiyaç duyacaktı. Belki şimdilik sadece kadın ve erkek birbirlerinin aynasıdır diyerek paçayı kurtarmış olabilir. Böyle dediğime bakmayın her bir parçaya bayıldım. Ama böyle dediğime de bakmayın sinirliyim de, çünkü ikinci koleksiyonunda taze bir fikirle gelmemesine rağmen endüstriden pass almasına. Peter Do’yu Helmut Lang sonrasında yerin dibine soktuğunuzu asla unutamıyorum mesela. Clare’in ilk Givenchy’sinde yerin dibine sokulmasını da…
Mesela Gucci’de en çok beğendiğim şey modellerin
Tell me, baby, baby, do I walk like a boy?
Do I speak like a boy? Do I stand like a boy?
Sorry, babe, you keep asking, do I kiss like a boy?
Should I spit like a boy? May I fuck all the boys?
çalarken yürümeleriydi. Ki, bence bu Dior koleksiyonu için de uygun olabilirdi. (Valentino senin için pek emin değilim.)
Konu her seferinde markanızın ne kadar sevildiğiyle alakalı. Mesela kreatif direktör olmadığında tasarım stüdyosu tarafından hazırlanan koleksiyonlar genelde romantik bulunuyor. Aşksal romantik değil de, “ayy komünite ruhu, çok seslilik” diyerek. Bu kez Givenchy sonrasında konuşulan mevzu şuydu. Koleksiyon pek beğenilmediğinden, “kreatif direktör olmadan illa devam etmeniz gerekiyor mu?” Koleksiyonu özetleyen şey REFERANCE QUEEN’LİKTİ. Hep daha önceki tasarımcıların yaptıklarının yeni bir yorumu. Which is understandable.
Pek Kim Jones fanı olmadım son zamanlarda (yeni işlerinden bahsediyorum). Bu onu sevip, sevmemek değil de beynimde rent-free oturması için pek de olanak tanımadım ona. Dior’a geldikten sonra yaptığı koleksiyonlar ve Fendi’deki “mehh bu mu” rotasının da bunda sebepleri var. (Ama Silvia’nın Fendi erkek koleksiyonları HER ZAMAN >. Her defasında en şık fonksiyonel parçalar için sayfama beklerim diyor sanki. Bunu beğeniyorum.)
Neyse Kim Jones’un Dior’da uzun bir süre başkalarıyla collab edip kendi distinct voice’unu bir türlü oturtamamasına sinir olurken bizzat bir başına yaptıklarını seviyordum, ama bu son koleksiyon - üzgünüm Prada- Milano + Paris tümüyle birlikte sezonun EN HEYECAN VERİCİsiydi. (Maria Grazia, you’re next!)




Couture değil, ama bu parçaları couture haftasında görsek de aynı tepkiyi verebilirdik bence. TAILORING AT ITS BEST! Hani bunları hd olmayan live video kayıtlarından ya da runway imajlardan bile görebiliyorsak, defilenin ertesi günü re-see’de o kıyafetlere dokunurken ÇILDIRABİLİRDİM…
Ki bu da beni, her zaman dediğim ve bu hafta ny times’daki yazıda da yazılan bir başka noktaya götürüyor.
Yet there’s a flaw in the process, and it is that, unlike those who write about art, music, dance, architecture and, especially, food — fashion critics approach their subjects at an unfortunate remove. We look at clothes all the time, and yet seldom do we experience them as intended by their creators. We do not wear them.
Bazı random şeyler
Singlehandedly dergiciliği dünyanın en cool ve insanlar tarafından merak edilen meslek haline getiren Anna Wintour, yine singlehandedly yayıncılığı sonlandırmak üzere yemin etmiş gibi. Bu hafta Pitchfork’u kapatıp GQ ile merge edeceğini duyurdu. Atılan bir tvite göre bunu açıklarken güneş gözlüklerini çıkarmamış bile. Hani şimdi eğri oturup doğru konuşalım son zamanlarda pek kimseler de Pitchfork için ölüp bitmiyordu ama… Özellilkle kadın ve pop müzik düşmanı gibiydiler. Bir taraftan da taa Will Welch’in ilk GQ sayısındaki edito’yu hatırlıyorum da orada, müzikle olan geçmişini, müziğe olan düşkünlüğünü ve erkek modası ve müzik arasındaki kurduğu paralelliği anlatıyordu. Ama yani komple bir müzik yayının yok edilmesini justify etmiyor bu.
Bu hafta couture week. En güzel yanı, Oscar adaylarının aynı zamanda couture front row’da oturacak olmaları. Hatta belki de front row q&a’lerinde bazı kişiler tebrik kabul edebilir. Lily Gladstone Valentino’dayken mesela. Bir de couture week, supreme moda haftası.
Görmediyseniz söyleyeyim. Balenciaga Disney’e geldi.
Teo Yoo, sonunda ilk büyük awards season recognition’ını yaşadı ve Bafta’larda en iyi erkek oyuncu adayı oldu. Benzer bir sürpriz Oscar’da da yaşansa keşke. Ama Bafta birçok açıdan epic fail’di.
2024 Movie preview Sundance Film Festivali başladı. Şimdiden at fava bekle iki yapım. Birinde Kristen Stewart ve Steven Yeun başrolde (LOVE ME). Diğerinde Saoirse Ronan (THE OUTRUN). Steven Soderbergh bir korku filmiyle geliyormuş. Oyuncusu Lucy Liu bile izlerken kokmuş. Bir de şu filmin afişini çok sevdim. (Daha önce yıl boyu obsessed olduğum Minari ve Past Lives’ın ilk gösterimleri de Sundance’te yapılmıştı.)
Şu şekil boş beleş işlerle kafayı takanlara bayılıyorum. Bu hafta Twitter’daki en ilginç zincir. İnternete verdiğimiz paranın karşılığını aldığımız anlardan.
Ve esas mevzu şu: BİR MÜDDET ARTIK CELEBRTITY GÖRMEK İSTEMİYORUM. İki gece üst üste ödül töreni YAPILMAMALI. Gündüzleri luncheon’lar, sonra tea party’ler akşamları carpet. Ve 15 gün içinde 678 event NOT A SINGLE MEMORABLE LOOK!!!!!!!!!! Hiç bundan sonra sizde rent free yaşayacak bir look’la karşılaştınız mı? Zendaya’nın Venedik’teki Bella ve Elle’in Cannes’daki look’ları gibi mesela.
Gerçi Colman Domingo’nun Valentino’su sayılabilir, ne dersiniz? Dua Lipa’nın Prada’sı hayatımda gördüğüm en korkunç Prada. Mevzu saçtan elbise yapmaksa JULIA FOX DID IT BETTER, JULIA FOX DID IT FIRST!
Ama bir başka Prada, Hunter Schafer’lı sanki o da kazanan olabilir, ama onu da hala Şangya’da da benzer şeyi giydiği için affetmiş değilim. Neticede bunlar da PEOPLE DIED dedirtmiyor sanki.
Hobileriniz arasında ne var? Benim mesela ödül törenlerinin monologları ve sevdiğim ünlülerin ödül konuşmalarını belirli aralıklarla tekrar tekrar izlemek. Her birine birer link vermicem ama ufak bir liste yapacak olursam eğer:
Kate Winslet’ın Oscar kazandığı an. I MEAN MARION, SOPHIA, NICOLE HEP BİRLİKTE SAHNEDELER. KATE’İN SONUNDA OSCAR KAZANDIĞI YETMEZMİŞ GİBİ.
Aubrey Plaza’nın Indie spirit’leri ve bize Gay Men's Chorus of Los Angeles’ı verdiği an
Olivia Colman… Arghghhh LADY GAGA
Frances McDormand… Kodak theatre’a persepktif vermeye çalışırken
Viola Davis’in Globe’larda Meryl’i sunma şekli.
Whoopi Goldberg monogları
ANGELA BASSETT DID THE THING
Tabii ki Tina Fey ve Amy Poehler anları!
Maya Rudolph, Tina Fey ve Amy Poehler
Neyse, bu EMMY anı da bundan sonra listemde. Sırf bunu paylaşmak için koca bir liste yapmış olmam…………….
Şimdi reklamlar
Tıpkı Meryl Streep’in Ryan Gosling’e “all the nicest people are canadian” dediği gibi all the greatest content in fashion & movies intersection’ını da gordon von steiner tarafından kurulmuş. Chanel için çektiği video’da Jennie de var. Troye’den sonra Jennie’nin de olası yeni solo parçalarının videosu için Gordon’la çalıştığını düşünsenize. Dünyada geri kalan bütün pop şarkıcılarının sonu olur.
Diana Ross, David Sims kadrajından Saint Laurent İlkbahar/Yaz 2024 kampanya yüzü.
Jamie Dornan Loewe’nin global marka elçisi olarak seçildi. Zaten değil miydi, gibi sorular.
Sex and the City günümüzde yayınlansaydı böyle olmazdı kesinlikle ama, dizinin bütün spotlight’ını SJP’ın çekmiş olması. Diğer kızlara hiçbir zaman major kapak ya da moment in fashion yok. Neyse son zamanlarda culture at large nostaljiyle obsessed oluduğu için bu biraz bozuldu. Kristin Davis Jacquemus yeni koleksiyonun davetiye yüzü oldu. IS THIS A THING NOW?
Belki okumak istersiniz
Neticede daha profesyonel bir recap isterseniz. Alexander Fury, FT için Milano Moda Haftası’nı anlatıyor.
this season was largely dedicated to making rich people look richer. Tailoring was strident, and fabrics textured, with lots of cashmere and leather and fur — mostly fake or shearling, but very evident.
Medyada bir anda tekrar etmeye başlayan pattern’lardan oluşan trend’lere bayılıyorum. Bunlar hakkında yazmaya da, (dergilerden takip edenler bunu bilebilir) bunlar hakkında okumaya da… O yüzden Rachel’ın bu haftaki yazısına direkt atladım. Ladies who lunch!
Her şey Golden Globe’larda Rosamund Pike için atılan tvitler ve o tvitlere gelen karşı atakla why can’t gay people give a normal compliment? başladı. Dazed de meseleyi masaya yatırmış.
She flew the motherplane directly into the world serve centre and cuntagon
Bunu özellikle birinin Türkçe’ye çevirmesini bekliyorum.
Haftanın fotoğrafı
Motherology, cuntology, ne derseniz deyin. Bu fotoğraflar EXTREME AMERICA! Daha amerika olması için Lana’nın Amerikan bayrağına sarılı bir şekilde Interview kapağında ya da McDonald’s yüzü olarak görmemiz gerekiyordu. Ama bu kadar etkili ve amerikan olmazdı. American Dream in fashion industry diyecek olursak…
Gelecek hafta görüşmek üzere!








